Psikolojik Travmalarımızla Yeniden Karşılaşmak…

 

Travma… Tek başına durduğunda bile ağırlığı hissedilen kelime. Psikolojideki anlamı; bireyin üstünde derin izler bırakan yaşantı. Kimisi dün gibi aklımızda, etkisi hala devam ediyor. Kimisi görünmeyen gizli kalmış bir yara gibi içimizde, çok derinde…  Peki her türlüsü oldukça yıpratıcı, yorucu ve tekrarlayıcı olan travma nedir, ne gibi özellikleri ve etkileri vardır?

Travmaların genel özellikleri; hatırlanması güç ve bazen bilinçaltında bastırılmış olması, bazen de hatırlansa bile eksik parçaların dağılmış halde olmasıdır. Genel özelliklerinin aynı olmasının yanında travmayı iki farklı şekilde değerlendirmeye almak istiyorum sizler için.

Bir tarafta bireysel olarak yaşanabilen; kaza, ciddi bir hastalık, yas, tecavüz-taciz  ya da siyasi olaylar, doğal afet gibi toplumsal olarak etkilendiğimiz belli başlı travmalar yaşanmaktadır.  Diğer taraftan; farkında olduğumuz ya da olmadığımız, bizi derinden etkileyen ve şu anda yaşadığımız sıkıntıların sebebi olabilecek olumsuz yaşam deneyimlerimiz de bizler için birer travmadır. 

İlk olarak bahsedilen travmalarda ( kaza, yas, taciz, doğal afet vb.); bireyler olaydan sonra ciddi sıkıntılar yaşamakta ve stres tepkileri göstermektedir.  Öfke, üzüntü ve tekrar yaşanma ihtimaline karşı gelişen kaygı gibi duygular ortaya çıkar. Karşılaştığımız fiziksel tepkiler; baş dönmesi, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, titreme vb. şekilde olduğu gibi; zihinsel tepkiler tekrar yaşıyormuş gibi görüntülerin gelmesi ( flashback), unutkanlık, dikkatsizlik, uyku sorunlarıyken;  içe çekilme, kaçınma, sorun çözme becerilerinde azalma, çabuk sinirlenme gibi davranışsal tepkiler  de görülmektedir.

 Yaşanan sürecin süresi ve yoğunluğuna göre değerlendirme yapılır. Belirli bir süre sonra bu tepkilerin azalarak bittiği gözlemlenir ancak; gerekli değerlendirmeden sonra, 1 aydan daha uzun bir sürede stres tepkilerinde azalma  görülmez ise “ Travma sonrası stres bozukluğu” tanısı düşünülür ve tedavi bu şekilde planlanır.

 Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), insanların gündelik hayatlarını zorlayan, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünmelerini sağlayacak kadar yoğun geçebilir ancak doğru tedaviyle birlikte iyileşme oranı oldukça yüksektir.

Diğer taraftan travmaya bakacak olursak;  bizi derinden sarsarak bulunduğumuz anı, ilişkileri ve yaşamdan doyumumuzu etkileyen geçmiş yaşam deneyimlerimizdir. Hatta, şu an herhangi bir psikolojik sorun yaşıyorsak geçmişte yaşadığımız bir travma sebep olmuş olabilir. Yine aynı şekilde insan ilişkilerimizde sorun yaşıyorsak, herhangi bir kaygı ya da depresif duygu durumu içerisindeysek hiç bilmediğimiz bir yerden sınanıyor olabilir miyiz? Ya da sürekli aynı şeyi yaşıyorsak ve aynı şekilde çözemiyorsak bunun sebebi olabilir mi? Geçmişte olumsuz bir yaşam deneyimiyle oluşturduğumuz inançları bugüne taşımış olabilir miyiz? O günden, o travmatik yaşantıdan çıkardığımız dersin ya kullanma tarihi geçtiyse? Son kullanma tarihi geçen yiyeceği yemediğimiz halde, neden psikolojik travmalarımızdan kalanlara hayatımızda yer veriyoruz? Bunu sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum…

Bir takım problemler yaşıyoruz. Bakış açımız hep aynı yönde, doğrularımız düşünce kalıplarımız hep kendimize özgü. Tabi ki bu düşünce kalıpları kendiliğinden oluşmadığı gibi her zaman doğru da değiller. Sadece bize “hep doğruymuş gibi” geliyor olabilir. Ya da bu düşüncelere körü körüne inanmamıza sebep olacak aynı türde tetikleyici olayları tesadüfen çıkarmıyor hayat karşımıza. Bu düşünce kalıplarını oluşturmamızın sebebi yine çok derinde yatan bir travmatik deneyime dayanıyor olabilir.

Çoğumuz bu durumun farkında değiliz. Yaşadığımız travmalar çoğu zaman farkında olmadan içimize yerleşmiş durumda. Ondan çıkardığımız ve belki tarihi geçmesine rağmen ısrarla bugün bile kullandığımız dersleri uygularken hayatı kaçırabiliyoruz; çünkü kökü bahsettiğimiz travmatik yaşantıya bağlı düşünce ve davranışlarımızda hatalar meydana geliyor. İlkokulda arkadaş ilişkilerinde olumsuz yaşam deneyimi geçiren bir birey,  “insanlar kötüdür, onlarla samimi olmamak gerekir” gibi bir çıkarım yapmış olabilir. Şu anda insanlarla iletişime geçerken bu bilgiyi kullanırken ne kadar sağlıklı bir ilişki kurabilir? Ya da gençlik döneminde maddi sıkıntılar çeken bir birey düşünelim. Belki çok zorluk yaşadı ve güçsüz hissetti. Onun için tek kurtuluş zengin olmaktı ve bu yolda geri kalan ve aslında çok önemli olan başka değerler oluşturamadı.  Bu kişinin ileriki yaşantısında sadece işine odaklanması, maddiyata önem vermesi ve belki ilişkilerine buna göre değerlendirecek olması sizce tesadüf mü?

Hem içsel süreçlerimizle birlikte hem de çevresel koşullarla birlikte ilerlemeye çalışıyoruz.  Bazen istemediğimiz durumlara maruz kalabiliyoruz ve farkında bile olmadan bir yerimize işliyor. Sorun şu ki,  olayın geçip gitmesine rağmen biz o olayın içinde kalıyor oluyoruz… Psikolojik travmalar; her şeyin başladığı ve aynı zamanda her şeyin biteceği yer olabilir. Yaranın kapanması için ona iyi bakmamız gerekiyor. Yoksa yaramız sadece kanar. O yarayı görmesek bile, görmemezlikten gelsek bile içimizde bir yerdedir. Bunun yanında; psikolojik ve sosyal anlamda problem yaşıyorsak bu, onun kendini hatırlatmaya çalışıyor olması olabilir…

William Faulkner’in bir sözünü ekleyerek bitirmek istiyorum: ”Geçmiş asla ölmüş değildir. Geçmiş geçmiş bile değildir”.